Ünlü tarihçi McDowall: Biden’da Kürtleri Terk edecek: Demirtaş detayı dikkat çekici

Dünya literatüründe Kürt tarihi alanında öne gelen isimlerden David McDowall ABD’nin esasen Kürtlerin çıkarlarıyla ilgili bir hedefi olmadığını ve olmayacağını söylüyor. ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusunda kalıcı olmayacağını öngören McDowall “Sonunda Biden muhtemelen Suriye Kürtlerini terk edecek ama bunu Trump’tan çok daha nazik ve düzenli düşünerek yapacak” diyor. McDowall kendisi için en umut verici Kürt liderin Selahattin Demirtaş olduğunu dile getiriyor.

“İnkar Edilen Bir Halk: Kürtler” isimli kitabını 1985’te yayınladığında henüz İngilizce literatürde Kürt tarihi üzerine çok az kaynak vardı. 1996 yılında Modern Kürt Tarihi başlığının altını çizerek yazdığı kitabında ise artık Orta Doğu’nun gelecekteki önemli aktörlerinden birini hatırlatıyor ancak bunu tarihçi kimliğinin beslediği birikimle dile getiriyordu.

Ortaya attığı tezler çok tartışıldı, Kürtlerin parçalanmış topraklarına bütünsel yorumlarıyla çok şaşırttı, yıllar içinde Kürdistan konusunda danışılan, görüşü alınan birkaç isimden biri oldu.

David McDowall, sadece bir tarihçi ya da analist olarak değil aynı zamanda duygusal bir bağ kurduğu Kürt halkı hakkında görüşlerini paylaşırken çeperlerindeki sorunları işaret etmeyi de ihmal etmedi. Gelecek umudunun ise Selahattin Demirtaş’ta olduğunun altını çizdi.

Dünya literatüründe Kürt antropolojisi, tarihi ve mücadeleleri söz konusu olduğunda aklımıza ilk gelen isimlerden birisiniz. Sizi, Kürtler hakkında çalışmaya sevk eden şey neydi?

İlgimi çeken ilk yanı varoluş mücadelesi değildi aslında, tanınma mücadelesiyle ilgiliydi. Burada hakim iki başlığın altını çizmekte fayda var. Birincisi, bir alt devlet oyuncusu rolü -ki bu da, Kürt halkı için, siyasi, kültürel ve ekonomik açıdan bir tanınma mücadelesidir. İkincisi ise; Kürt toplumu içinde de bir Kürtlük fikri geliştirme mücadelesiydi. Bu şaşırtıcı bir cevap gibi görünebilir, ancak hem Türkiye’de hem de Irak’ta Kürtler sıklıkla aile, aşiret veya aşiret kimliğinin ‘halk’ olma fikrinin önüne geçtiğini düşünüyor. Bölgesel siyasette bir alt-devlet oyuncusu olarak gücü en üst düzeye çıkarmak için, mücadeleyi baltalayan da bir mücadele devam ediyor. Bazı aileler, klanlar ve kabileler hükümetle anlaşmalar yapıyor veya akraba temelli siyasi çıkarlara öncelik veriyor. Bu muhakkak bir ulusal projeyi de geciktiriyor.

‘Kürt halkının inkarı’ sizin üzerinde çalıştığınız bir konu. Bu inkar sizce, temelde hangi menfaatlere dayanıyor? Bunu bugün kim besliyor?

Bana kalırsa, Kürtlerin bir halk olarak, siyaseten tatmin olmasını reddeden iki çıkar grubu var. Birincisi, tabii ki, bölgedeki Kürtlerin kendini ifade etmesini engellemeye çalışan hükümetler. Tereddüt etmeden Türkiye, İran ve Suriye hükümetlerini isimlendirebiliriz. Tabii bu aşamada beklemeli ve Şam’ın nasıl davrandığını görmeliyiz. Silahlar sustuktan sonra Şam’ın Kürtlere nasıl davrandığını anlamlandıracağız. Çıkar grubunun ikinci kategorisi, Kürt toplumunun kendi içinde, kendi çıkarlarını Kürt toplumunun çıkarlarının üzerinde tutan, siyasi olarak faaliyet gösteren dayanışma gruplarıdır.

Çalışmalarınızda vurguladığınız sosyolojik göstergelerden biri de, Kürtlerin davranış biçimleri. Etnik olarak tek ulus yapısına katıl(a)mamasının altını çiziyorsunuz. Kürtlerin diğer milletlerden farklı olarak sergilediğini söylediğiniz bu davranışı nereye dayandırıyorsunuz?

Kürdistan tarihi hakkında yazdığım yıllarda, İngilizce literatür oldukça zayıftı. Çabalarımın, merakımın sebebi, çıkış noktası bir anlamda buydu belki. Kürt toplumunun kendine özgü, ancak onları çevreleyen diğer etnik kökenlerden tamamen farklı olmayan belirli özellikleri vardır.

‘HER BASKI EYLEMİ TÜRKİYE’YE DE ZARAR VERDİ’

Mesela?

Bence güçlü bir kent kültürünün yokluğu, bu ayırt edici özelliklerin bazılarını daha keskin bir şekilde etkiledi. Özellikle klancılık ve ataerkil davranış olmak üzere siyasi yaşama yansıdı. Ancak bölgedeki diğer toplulukların bu özelliklerden arınmış olduğunu düşünmediğimi ve diğer toplulukların siyasi düşünce alışkanlıklarını ‘uluslar’ olarak başarılı bir şekilde geliştirdiklerini de vurgulamalıyım. Bence onlar da bir asır önce Fransa ve İngiltere tarafından bir şekilde empoze edilen siyasi sınırlar ve siyasi kimliğin zorluklarıyla şaşkına döndüler. Suriye şu anda ister dini ister etnik olarak tanımlanmış olsun, kurucu topluluklarının kimlik çerçevesinde derin sorunlar sergilediği trajik bir örnek sunuyor. Lübnan ve Irak için de aynı şey söylenebilir. Türkiye’de de Atatürk’ün acımasızca modern bir devlet kurmasına rağmen, bir yandan AKP’nin 2003’ten bu yana elde ettiği başarı, diğer yandan da Kürtlerin tanınma mücadelesinin ısrarı, Türkiye’nin kesinlikle kendi içinde rahat bir ülke olmadığını gösteriyor.

Türkiye’de ‘Kürtler tek başına yapamaz’ teziyle bir zaruret yaratıldı ve böylece toplumsal hakların gaspı gerekçelendirilmiş oldu. O nedenle, Türkiye’nin beslendiği ‘Sosyal Darwinizm’e dair yorumunuzu merak ediyorum.

Maalesef bu tezler üzerinden Kürt kimliğinin inkar edilmesi kendi kendimde açtığım bir yara olarak beni vuruyor. Elbette, “Sosyal Darwinizm”den etkilendi ancak Kürtleri “iyi Türkler” olarak dövmek, çok geçmeden açık bir şekilde ters etki yarattı. Her baskı eylemi Türkiye’ye de zarar verdi. Kürdistan’ı askeri olarak korkutmak için büyük kaynaklar harcadı; ekonomik olarak verimli olabilirken Doğu Anadolu’yu çöle çevirdi. Geçtiğimiz yüzyılı, Lozan Antlaşması’nın, 1925’te Milletler Cemiyeti’nin tahakkümüne tabi kıldığı Musul vilayetinin kaybını mahvetmekle geçirdi. Türkiye neden Kürtleri siyaseten inkar etmekte gecikti? Çünkü 1923’te ihtiyacı olduğu vardı. Kürtlerin bu koşullarda İngiliz yönetimini tercih edeceğinden de şüpheliyim gerçi. Ama böylelikle, Türkiye’nin çok uluslu bir devlet olmasına izin verilseydi, bugün Türkiye sadece canlı bir Doğu Anadolu’ya değil, aynı zamanda hala özlemini çektiği Musul’un petrol kaynaklarına da sahip olabilirdi.

‘İSRAİLLE FLÖRT EDEN KÜRTLER UZUN VADEDE SORUN YAŞAR’

Orta Doğu’dan devam edelim öyleyse, bugün hala tarihsel baskınlığını koruyan Arap-Kürt çatışmasının temellerini neye dayandırıyorsunuz? Ve tabii İsrail bunun neresinde yer alıyor?

Araplar ve Kürtler arasında çok uzun zamandır devam eden bir sosyal gerilim var. 18. yüzyılda bir Halepli, “Dört kişi yaramazlık yapmak için doğdu”, “sıçanlar, çekirgeler, Bedeviler ve Kürtler” diye yazmıştı. Musul’da da benzer bir söz vardı. Ama bence bunu rafine edebiliriz. Gerilim, özellikle bir yanda ovanın kasaba ve köylüleri (Kürt köylüleri dahil), diğer yanda dağ ve çöl aşiret halkları arasındaydı. Yarım yüzyılı aşkın bir süre önce lisans öğrencisi olarak okuduğum klasik bir metin olan Carleton Coon’un Karavanı, “küstahlık diyarlarında” ikamet etmek olarak tanımladığı bir metni hatırlatıyor bana. Bağımsız hükümetler; aşiret Kürtleri, Dürziler, Bedeviler gibi dağ halklarını oldukça etkiledi. 20. yüzyılda hükümetler Arap milliyetçiliğini, Kürtleri ötekileştirmek için kullandı ve tabii ki neticesinde 1980’lerde kitlesel olarak katletti. Bu sömürü düzeni son derece üzücü ve bu cinayetleri işleyen herkes suçlu. İç savaş sırasında Suriye Kürtleri, kuzey doğudaki Arap ve Hıristiyan topluluklarla işbirliği içinde çalışarak bu gerilimleri geleceğe taşımamak için pratik bir tavır sergilediler. Devam etmesini ummak gerekir. İsrail’e gelince, 1948’den beri, azınlıkları suça iterek düşmanlarına mesaj veriyor. Kürt azınlıklar bunların arasında önde geliyor. İsrail askeri uzmanlığının Kürt gruplar tarafından kullanılması Arapların görüşünü alevlendiriyor çünkü İsrail’in çıkarının Arap (ve İran) hükümetini baltalamak olduğu açık. Bu yüzden İsrail’le flört eden Kürtler, kendileri için uzun vadede sorun yaşayacak. Hoşuna gitsin ya da gitmesin, yakın komşularıyla dip dibe yaşamaya mahkumlar. Karşılıklı güven inşası uzun vadede daha verimli olacaktır.

Filistin de üzerinde yoğunlaştığınız topraklar. Dolayısıyla diğer çalışmalarınızın da Kürt meselesini beslediğini düşünüyorum. Bir karşılaştırmadan bahsedecek olursak; Kendi kaderini tayin hakkı verilmeyen Kürtlerle Filistinliler arasında nasıl bir benzerlik ya da farklılık var?

Kendi topraklarında yaşayan bir halkın kendi kaderini tayin hakkı, 1945 sonrası uluslararası düzenin zorunlu bir ilkesidir. Ne yazık ki, bu ilke esasen Avrupa güçlerine tabi olan halklar için uygulanmıştır. Filistinliler teoride bu haktan yararlanıyorlar, çünkü hakları Milletler Cemiyeti Mandası’nda (1922) ve Filistin’i bölen 1947 tarihli BM Genel Kurulu Kararı 181’de resmen tanındı. Kürtler için benzer bir çözüm yok. Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkına ulaşamamasının nedeni;  İsrail, bilerek o noktada gerilimi arttırdı. Ancak buna nokta koyması için baskı yapabilecek güçte olan Batılı güçler, bunu yapmayı reddediyor. İsrail’in içinde, ‘İşgal Altındaki Topraklarda’ veya zorunlu sürgündeki Filistinlilerin kimlikleri hakkında herhangi bir şüphe olduğunu sanmıyorum. Müslüman ya da Hristiyan olup olmadıklarına bakılmaksızın, nerede olurlarsa olsunlar, kimlik konusunda büyük bir fikir birliğine sahiptirler. Aynı şey Kürtler için söylenemez. Pek çok Alevi Kürt, Türk Alevilerle Sünni Kürtlerden daha güçlü bir şekilde özdeşleşiyor; Şii Kürtleri, Arap veya İranlı olsun, diğer Şiilerle özdeşleşme eğilimindedir; Ezidiler Kürtten çok Ezidi olarak düşünülmeyi tercih ediyor; diasporada ise Türk ve Irak kökenli Kürtler birbirine karışmama eğilimindedir. Diğer bir deyişle, Kürtlük konusunda daha büyük bir belirsizlik var.

PKK’nin kuruluşunun ilk yıllarında Filistin Kurtuluş Örgütü içindeki mücadeleye katıldığını biliyorsunuz. Ancak sonraki yıllarda Kürtler, Filistin tarafından benzer bir dayanışmayı görmediler. Bu tek taraflı dayanışmadan ne anlamalı? Filistin muhalefetinin bile Kürt meselesiyle ilgili tek bir cümlesi yok. Bunu neye bağlıyorsunuz?

Bildiğim kadarıyla PKK, El Fetih ve diğer Filistinli gruplar tarafından gerilla eğitimi aldı. Filistin hareketi siyasi şiddetin sonuçsuz kalacağı sonucuna varmadan önce gerçekleşti. Kürtler arasında Filistin’e destek olunduğuna dair baskın ifadeler görmedim, ama bunun tersini de görmedim. Arapların Kürtler ve Kürtler tarafından Araplara ilişkin genel algılarının karşılıklı sempatiyi engellediğini düşünüyorum. Birkaç yıl önce Batı Şeria’daki Birzeit Üniversitesi’nde Kürt mücadelesi hakkında bir konuşma yaptığımı hatırlıyorum. Sonrasında bana sorulan sorular Kürtlerin Arapları sırtından bıçakladığı yönündeydi. Kanıt? Esas olarak Barzanilerin Mossad, Savak ve CIA ile çalışma şekli. Karşı kanıt mı? Suriye ve Irak’taki Arap hükümetleri tarafından Kürtlere yapılanlar… Karşılıklı anlayış ve güven arzulayanlar için büyük bir zorluk var. Her iki taraf da bu zorluğu ele almalı mı? Şüphesiz! Her iki halk da kendi potansiyellerini ancak uzlaşma yoluyla gerçekleştirebilir ve bu da centilmenlik gerektirir.

‘KÜRTLERİN KOMŞULARIYLA SORUN YAŞAMASI İSTENİYOR’

40 milyon nüfuslu bir toplum. Ortadoğu’nun zengin topraklarına sahip. Amerikan diplomasisinin yolu Orta Doğu’da söz sahibi olma adına Kürtlerin yanından geçiyor. Siz bu ilgiyi başka neye bağlıyorsunuz?

ABD’nin hedefi hiçbir zaman Kürtlerin çıkarları olmadı ve olmayacak. Kürtlere olan ilgisi yalnızca, kendi taktik ve stratejik avantajlarının kullanılabilirliği açısından önemli. Bütün devletlerin yolu budur, sadece kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederler. Bu yüzden fedakarlığı unutmalıyız çünkü nadir durumlar dışında devletler bunu başaramaz. İsrail dışında bölge devletlerinden hiçbiri bir Kürt devleti görmek istemiyor ve ikincisi Kürtlerin sadece komşularına sorun çıkarmasını istiyor. Kesinlikle Kürt haklarına inandığı için değil. Irak Kürt Bölgesi bağımsızlığa giden yolu açmak için 2017 yılında referandum düzenledi. Benim görüşüme göre, Federal Kürdistan hükümetinin 2005 yılından bu yana zayıf yönetimi, bağımsızlık olasılığını gündeme getirdi. Ekonomik planlamadaki yetersizlikler, Bağdat’a büyük ölçüde bağımlı bıraktı ve bu nedenle de Federal bölgenin ekonomik bağımsızlığı mümkün olamadı. Ancak ekonomik yeterliliğe sahip olduğunu varsayarsak bile, Bağdat, Tahran ve Ankara’nın sözde bağımsız bir varlığı kendi etki yörüngesine getirmek için uyguladığı rakip baskıları hayal edin. Sanırım bunlardan birinin hızla eyaleti haline gelecekti.

Bu ihtimali hala taşıdığını düşünebilir miyiz?

Bu durumda, Irak içinde anayasal olarak resmileştirilmiş özerk haklar muhtemelen daha iyi olacaktır. Veya mevcut sınırları ortadan kaldıran daha büyük bir varlığı hayal edin. Birincisi, yaratılması inanılmaz derecede zor olacaktır. Şu anda Margaret MacMillan’ın I.Dünya Savaşı sonrası anlaşmayla ilgili yargıçlık anlatımı olan muhteşem Peacemakers’ını okuyorum. Kabul edilebilir sınırları belirlemeye çalışmak tam bir kabustu, çünkü esas olarak topluluklar kendilerini dil ile, etnisite (bu kelime ile kastedilen ne olursa olsun) ya da din ile tanımlarlarsa, her zaman farklı halkların karıştığı belirsiz bölgeler vardır. Irak’ın ihtilaflı bölgeleri üzerindeki zorluğa ve ihtilafın doğurduğu kötü davranışa bir bakın. Literatürdeki varlığını çok önemsediğim Türkiye Kürtler isimli kitabında Cuma Çiçek, Zazaca konuşan bir Alevi Kürt ile sohbet ediyor. ‘Güneydoğu Kürtlerinden de, Bingöl Kürtlerinden çok farklıyız’ diyor oradaki kişi. Aynı durum! Filistinlilerin aksine, sınırları belirsizken bir Kürt devleti için baskı yapma tehlikesi bir tür Pandora’nın Kutusu’nu açmaktır. Gerçek şu ki, insanlar çileden çıkarıcı bir şekilde (ama aynı zamanda şükürler olsun, harika bir şekilde) kategorize edilemiyor.

‘ABD VE RUSYA GEREKİRSE ŞEYTANA DA YATIRIM YAPAR’

Kürtlerin kendi içlerinde çatışan soruları ve sorunları var. Liberal bir akım ile Marksist-Leninist perspektif arasında hüküm süren bir gerilim. Kürtlerin iç gerilimlerini yönetmek adına Rusya veya Amerika’nın desteğine doğrudan ihtiyacı var mı?

Ne ABD ne de Rusya siyasi ideolojiyi çok önemsemiyor. Her ikisi de kendi stratejik veya taktiksel çıkarlarına hizmet ederse şeytana bile yatırım yapar. Siyasi idealizm konusunda çok ihtiyatlı olmalıyız, çünkü niyetleri ne olursa olsun, amaçların araçları haklı çıkardığına ve araçların genellikle amaçlanan soylu amacı yok ettiğine inanma eğilimindedirler. Devrimlerin çoğu bunu gösteriyor. Siyasi ve sosyal evrim için sabırlı çalışmanın muhtemelen daha verimli olacağını düşünüyorum.

Geçmişte Kürtler içindeki gerilimi sağduyu ile çözmek mümkün olmadı. Bugün de aynı kanaldan dolayı Kürtler çaresiz ve yorgun hissediyor. Bu iç gerilimin geleceğine dair öngörünüz nedir?

Evet, ama sorun şu ki, Ankara’da sağduyu siyaseti gibi görünen, Diyarbakır’da mantıksız bir aptallık gibi görünüyor. Bazen de tam tersi! Bunları düşünerek yol almak en genel temennimiz.

‘JOE BIDEN DA KÜRTLERİ TERK EDECEK AMA BUNU DAHA NAZİKÇE YAPACAK’

Donald Trump, Orta Doğu’ya imzasını attı ve gitti. Joe Biden’ın kuracağı hükümetle Kürtlere ne vaat edeceğini düşünüyorsunuz?

Tüm ABD başkanları gibi Biden da ABD’nin çıkarlarıyla ilgilenecek, bu kısmen Suriye’deki Rus gücünü sınırlamak anlamına geliyor. Aynı zamanda İslam Devleti’nin nihai olarak yok olması anlamına geliyor. Suriye’nin kuzeydoğusundaki petrol sahalarının kontrolünü iç savaşın sonuna kadar sürdürmek isteyebilir, ancak kalıcı olarak değil. Sonunda Biden muhtemelen Suriye Kürtlerini terk edecek ama bunu Trump’tan çok daha nazik ve düzenli düşünerek yapacak.

Türkiye’deki Kürt siyasetini nasıl yorumluyorsunuz? HDP’nin Kürt politikalarının geleceği nasıl şekillendireceğini ön görüyorsunuz?

Erdoğan’ın siyasi sonunu beklememiz gerektiğini düşünüyorum. Seçmenlerin büyük bir kısmının daha liberal bir yönetim arayışına gireceğini ve Kürt yanlısı siyasi hareketin – ki Erdoğan’ın baskılarından kurtulur ise HDP olarak- bu sürece desteğini verebileceğini düşünüyorum. Türkler, Kürtlerin artık Türkiye’den ayrılmak istemediklerini, sadece cumhuriyet içinde daha kapsamlı siyasi, sosyal ve ekonomik tanınma arayışında olduklarını hissediyorlarsa, o zaman mümkün olduğu ölçüde, geçen yüzyılın yanlışlarını düzeltmeye başlamak için gerçek bir fırsat var bana kalırsa.

‘DEMİRTAŞ ŞÜPHESİZ EN UMUT VERİCİ KÜRT LİDER’

Şeyh Said, Seyit Rıza, Qazi Muhammed, Celal Talabani, Mustafa Barzani, Mesut Barzani, Abdullah Öcalan, Murat Karayılan, Salih Müslim, Selahattin Demirtaş … Ve çok daha fazlası … Her biri farklı karakterler. Bir tarihçi olarak liderler arasındaki karakteristik farklılıkların yanı sıra politik olarak geleceğe taşınması ihtimali olan siyasi aksın hangisi olduğunu düşünüyorsunuz?

Benim için şüphesiz en umut verici Kürt lider Selahattin Demirtaş. Bana öyle geliyor ki, liberal fikirli Türklerle sabırla ve işbirliği içinde çalışmaya hazır. Hoşgörülü olmayan ama aynı zamanda açık bir toplum zemininde; kültürel çeşitliliğe önem veren, kendisiyle barışık bir lider her zaman tercih edilir. Otoriter kimlik dayatılan süreçlerin sona erdiğini hissediyorum. Demirtaş bu idealin peşinden gidecek nitelikte görünüyor. Demirtaş’ın özgürlüğünün yolu Erdoğan’ın siyasi tutukluluğu anlamına geliyor. Bekleyip göreceğiz. Böylesi bir başlangıcın geleceği hakkında iyimserim!

David McDowall Kimdir? 

Orta Doğu’da ulus devlet ve din-devlet meselelerinde uzmanlaşmış bir tarihçi ve yazar olan David McDowall dünyanın çeşitli yerlerinde yaşadı ve çalıştı: Hong Kong, Irak, Lübnan ve Avusturya’da HM Forces, British Council ve Birleşmiş Milletler’de görev yaptı. İngiliz ve Orta Doğu tarihi, özellikle Filistin Sorunu, Lübnan çatışması ve İran, Irak, Suriye ve Türkiye’deki Kürtler üzerine kapsamlı güncel siyaset ve tarih araştırmaları yaptı. Kürtlerin Modern Tarihi ve Kürtler: İnkar Edilen Bir Halk isimli iki kitabı İngilizcede literatüre girmiş ilk kapsamlı tarih kitaplarıdır. Duvar

Bir Cevap Yazın