Tutuklu sanatçı Erkan Benli’den mektup

Tutuklu sanatçı Erkan Benli’den mektup

 Tutuklu sanatçı Erkan Benli’den mektup

16.04.2020 - 14:36

Güncelleme : 16.04.2020 - 14:55

İSTANBUL – Sokağa çıkma yasakları döneminde Nusaybin’de tutuklanıp ağırlaştırılmış müebbet ve 20 yıl 3 ay hapis cezası verilen sanatçı Erkan Benli, yaşadıklarını gönderdiği mektupla anlattı.İstanbul’dan Mardin’in Nusaybin’in ilçesine konser vermek için 2015 yılında giden sanatçı Erkan Benli, bir süre bu kentte kaldı. Kaldığı süre zarfında kentte çok sayıda konser veren Benli, 2016 yılından gittiği Nusaybin’de sokağa çıkma yasağı ilan edilince kentten çıkamadı. Çatışma bölgesinde kalan Benli, 26 Mayıs 2016’da vücuduna isabet eden şarapnel parçaları nedeniyle yaralı olarak gözaltına alınarak tutuklandı. Mardin 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanan Benli’ye ağırlaştırılmış müebbet ve 20 yıl 3 ay hapis cezası verildi.  Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi’nde kalan Benli, oradan Tokat T Tipi’ne daha sonra Samsun Bafra T Tipi Kapalı Cezaevi’ne sevk edildi.  

Benli, ajansımıza gönderdiği mektupla yaşadıklarını anlattı. Vücudunda hala şarapnel parçaları bulunan Benli, Van’ın Çaldıran ilçesinde dünyaya gözlerini açtığını, ilk ve ortaokulu Van’da okuduktan sonra liseyi okumak için yönünü batıya verdiğini söyledi. Feodal gelenekçi ve kısmen dini yönleri baskın olan bir ailenin içinde büyüdüğünün altını çizen Benli, okulu bırakma nedenini şöyle açıklıyor: “Lise döneminde Batı’ya yerleştim. Hemen o dönemde mevcut eğitim sisteminin aptallaştırdığını gördüm, tabi bu bir görüştür. Dolayısıyla ilkesel bir eleştiri olarak algılanmasını temenni ediyorum. Okulu bırakmak zorunda kaldım. Yaşam ideallerimin yok denecek kadar azdı o kurumda.” 

DENGBÊJLERDEN ETKİLENDİ Benli, müzikle tanışmasını ise mektubunda şöyle dile getirdi: “Bir gün babam ile birlikte kasabaya gitmiştim. Daha küçük yaşlardaydım. Bana bir radyo almıştı. Şimdiki ses çalar, MP3 vb. araçlar yoktu. Zaten ilk kullandığım teknolojik ürün TV kumandasıydı. Bizim köyün hemen yukarısında olan büyük bir kayalık vardı ve bir tek orada radyo çekerdi. Bir gün şans eseri Kürtçe bir frekanssa denk geldim. Ermenistan’da yayın yapan bir Kürtçe radyo frekansıydı. Sonradan öğrendim Erivan Radyosu’ydu.

Nasıl sevindim bilemezsiniz. Çoğu akşamları o kayalığa çıkıp, Kürtçe şarkılarını dinleme hayaliyle sabahladım. Artık yavaş yavaş sanatçıların isimlerini öğreniyordum. Karapetê Xaço, Susika Simo, Şakiro, Miradê Kinê, Şeroyê Biro vs. hepsinde bir gırtlak var. Özellikle Şeroyê Biro’nun çok farklı bir ruh dünyası vardı. Yine Miradê Kinê sesi ile çeşitli karakterleri canlandırıyordu. Muhteşem insanlardı. Çok etkileniyordum bu değerli insanlardan. Dolayasıyla dengbêj şarkılarını öğrendim. Zamanla ezberledim ve geniş bir repertuvar oluşturdum. Sonra başladım söylemeye ve bu süreç okulu bıraktığım döneme kadar sürdü. Akabinde bilimsel bir perspektif çerçevesinde müziği teorik olarak araştırdım.”  

İLK ÇALIŞMA ‘KOBANÊ’  Mart 2013’te Beyoğlu İstiklal Caddesi’nde müzik yapmaya başladığını anlatan Benli, sokak müziği ile belli bir dinleyici kitlesiyle buluştu. Sokakta şarkı söylerken tek bir amacının olduğunu dile getiren Benli, “O da Kürtçe devrim şarkılarını söylemekti ve bunu başardığıma da kuvvetli bir şekilde inanıyorum. Zaten daha sonrasında grubun etik değerlerinden sapmalar yaşandı. Grup ile yol ayrımından sonra ilk profesyonel çalışmam da ‘Kobanê’ adlı bir klip çalışmasıydı. Hemen ardından ‘Büka Bave Min’ klibini yaptım. Ve sonrasında çok sesli modern klasik bir albüm çalışmasına başladım. 2015’te yaşanan çatışmalar ve halkımıza yönelik saldırıların en kapsamlı yaşandığı bir süreçti, ben de bu sürece dahil olmalıydım” diye belirtti. 

ZULME KARŞI TEPKİ Bölgeye yönelik her dönem baskı ve zulmün olduğunu sözlerine ekleyen Benli, “Halkımıza yapılan bu zulme karşı verdiğim en doğru tepkinin bu olduğunu söyleyebilirim. Bu açıdan geleceği güçlü yaratabilmek için bugünü doğru ve yüreklice değerlendirebilmekten geçiyor. Sorunlara bu gerçeğin ışığından eğilmeyi ve bu temelde sonuna dek dayatıcı olmayı devrimci sorumluluğumuzun bir gereği olarak görüyorum. Böyle bir durumda halkımızın tarihten silinmemesi insanlığın bir yüz karası olmaması ve üzerindeki lanetli sıfatların kaldırabilmesi için muazzam bir savunma ve direnme savaşı yürütmektedir” ifadelerini kullandı.  Nusaybin’de vücuduna şarapnel parçaları isabet ederek yaralı tutuklanan Benli, tedavi süreci hakkında da ise şunları söyledi: “Tedavi süreci cezaevlerinde farkı işliyor. 4 yıldır ilaçlarla tedavi sürüyor. Ameliyat olma şansım çok az. Sağ kolumun zarar görme durumu var. Uzun bir zaman vücudumda davetsiz misafir olarak kalacaktır.

Düşünsel ve ruhsal olarak çok iyiyim. Dört bir yanımız duvar ve 2 beton yığını. Toprak ve yeşilin özlemini yaşıyoruz elbette. Mitolojide yanılmıyorsam ‘Anteus’ diye bir kahramandan söz edilir. Anteus’un zayıf bir yönü vardır. Anteus’u yenmenin yolu ayağını topraktan koparmaktır. Egemen sınıfın kişiliğini anlatan Herkül, Anteus’u havaya kaldırarak bastığı toprakla bağını kopararak, Anteus’u yenmeyi başarır. Buradan varmak istediğim insan türü kendi gücünü ayak bastığı topraktan alır. Cezaevleri insanları topraktan koparıp güçsüzleştirerek daha kolay yönetmeyi amaçlıyor. Ama bu efendilerin yanıldıkları ve görmeyi başaramadıkları bir yön var. Biz toprağız ve toprakta biz beden topraktır ve biz topraklayız. Bir dirhem toprak kalsak bile ondan yeterli direnci alırız.”   

GENÇLERE ÇAĞRI  Cezaevine girdiğinden bu yana aslında genel anlamıyla hiçbir şeyin değişmediğini belirten Benli, mektubunu şu sözlerle noktaladı: “Genç nesillere büyük bir sorumluluk düşüyor. Bir toplumun en dinamik gücü gençleridir ve gençlik sınıflaşmamıştır. Toplum üzerindeki katı ve sürekli hiyerarşik yapı ve yoğunlaşan resmi gelenek altında son derece kendini yitiren, kendine güvensiz ancak hamal olabilecek basit kazanımlar uğruna çalışabilecek bir gençlik olmamalıdır. Özetle bunları belirtiyorum. Bulunduğumuz mekanların havasını soluyan; başta mazlum ve çilekeş halkımıza, dostlarımıza sevgi, saygı ve üst düzeyde bağlılıklarımızı sunarım.” 

YORUMLAR

Bir Cevap Yazın